1 minute read

John Fowles - Koleksiyoncu

Yazarın okuduğum ilk kitabı, kendisininde yazdığı ilk kitap bu.

Psikolojik bir gerilim. Hikayeyi iki karakterinde kendi ağzından farklı açılarla okuyoruz.

Sonunun ise böyle bitebileceği aklımın ucundan geçmemişti.

Kitaba başladığımda hızlıca yüz sayfa kadar okudum. Sürükleyici başladığı için elimden bırakmak istemedim. Hikayenin kalan kısmını Miranda’nın yaşadıklarından yeniden okuyunca aynı şeyleri tekrar okumak sıkıcı gelecek sanmıştım ama farklı bir bakış açısıyla değerlendirmek merakımı arttırdı.

Sonlara doğru G.P karakteriyle ilgili anlattıkları uzun gelmeye başlamıştı ki gerilim geri döndü.

Ayrıca kitabın birde filmi var. 1965 yapım bir film bu. The Collector adıyla bulabilirsiniz.

Türkçe altyazılı olarak da bulmak mevcut.

John Fowles sayesinde kitabın içinde geçen, daha önce adını duymadığım birkaç ressamı da öğrenmiş oldum. Özellikle Berthe Morisot ve eserleri ilgi çekiciydi. Fowles’ın resim sanatı için söylediklerine de katılmamak elde değil.

“Yıllar boyu deliliğine bir özne arıyordu. Sonunda beni buldu.”

“Onun gibi çok insan var mı bilmek isterdim. Ezici çoğunluğun, özellikle Yeni Kitle insanlarının sanatın hiçbir türüne azıcık olsun ilgi duymadığını elbette biliyorum. Ama bunun nedeni onun gibi olmaları mı? Yoksa hiç dert etmemeleri mi? Yani, sanat gerçekten onları rahatsız mı ediyor (ve bu yüzden yaşantılarında hiç yer vermiyorlar) yoksa gizliden gizliye onları sarsıyor ve ürkütüyor da, kendilerini sanatın can sıkıcı olduğuna inandırmak zorunda mı kalıyorlar?”

Boğucu, havasız, küflü ve karanlık bir odanın içinde hayatı yeniden sorgulayacağınız bir hikayenin içinde bulunmak ve kendinizi sıkışmış, kaçırılmış, her an kaçmak istercesine bir durumda bulmak istiyorsanız okuyabilirsiniz. :)

Keyifli okumalar.

Updated: